Brüksel denince aklıma hep bürokratik bir şehir gelmiştir. Kasvetli binalar, mutsuz  ve koşuşturan insanlar, yoğun bir trafik canlanır zihnimde. Böyle düşünmek için haklı gerekçelerim var; hali hazırda AB Komisyonu, AB Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu Brüksel’de yer alıyor. Avrupa Birliği’nin başkenti olan Brüksel tüm bunlar yetmezmiş gibi NATO Merkez Karargahı’na da ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla Brüksel’e uzaktan bakan birisinin aklına ilk olarak benim düşündüklerim gelir; bürokratik ve soğuk.

Brüksel’in bu bürokratik etiketi uzun süre tatil planları yaparken onu göz ardı etmeme yol açtı. Ancak ilk ziyaretim sonucu düşündüklerimin tamamen yanlış olduğunu gördüm ve bu harika şehri görmek için bu kadar beklediğime üzüldüm. Bu sefer ilk ziyaretim yeterli gelmedi, bir kez daha gittim. Şehri ve insanlarını o kadar sevdim ki, en kısa zamanda tekrar gitmeyi istiyorum!

Nüfusu bir milyondan biraz daha fazla olan Brüksel, Flaman bölgesinde olmasına rağmen Valonların ağırlıklı yaşadığı bir şehir. Günlük hayatta Fransızca daha baskın olmasına rağmen resmi dil Fransızca ve (Felemenkçe) Flamanca’dır. Hemen her yerde iki dilli yapı karşınıza çıkar. Brüksel’in bürokratik bir merkez olması sadece Avrupa içinden değil, dünyanın farklı yerlerinden göç alması sonucunu doğurmuş. Bu durum da Brüksel’i oldukça kozmopolit bir şehir yapmış. Bunun sonucu olarak yerel halk ve kamu çalışanları İngilizce’yi iyi bir şekilde konuşuyorlar. Ayrıca Almanca da konuşulan diğer diller arasında.

Brüksel’in şehir meydanı Büyük Pazar (Grote Markt/Grand Place) Avrupa’nın en görkemli meydanlarından biri. Yaklaşık 700 yıllık geçmişi olan meydan UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. Şehrin en çok turist çeken bölgesi olan meydanda eski belediye binası ve şimdilerde şehir müzesi olarak kullanılan kral köşkü en etkileyici mimari eserler arasında.

IMG_6684        IMG_6671

 

 

 

IMG_6666

IMG_6674

 

Brüksel’deki ilk yerleşim yerleri Büyük Pazar çevresinde kurulmaya başlamış. Çevredeki iki kilometrelik alan yüzyıllık büyüleyici mimariye sahip binalardan ve daracık taş sokaklardan oluşuyor. Brüksel’in kalbi sayılacak meydan civarında alışveriş yapabilir, farklı lezzetlerin tadına bakabilir ve müzeleri gezebilirsiniz.

Eski Belediye Binası’nın solundaki dar sokaktan girdiğinizde 14. yüzyılda Belçika’nın kurtuluşunda rol oynamış halk kahramanı Everard t’Serclaes’in bir heykelini göreceksiniz. Gerçeğinin restorasyonda olması nedeniyle yerine bir kopyası yerleştirilen heykelin dokunana şans getirdiği ve kişinin mutlaka Brüksel’e tekrar geleceği yönünde turistik efsaneler var.

Brüksel Gezilecek Yerler, Brüksel Görülecek Yerler, Brüksel Gezi Rehberi, Brüksel Gezi Notları, Brüksel Seyahat Rehberi, Brüksel Notları, Brüksel Seyahat Notları, Brüksel Waffle

Aynı sokaktan yürümeye devam ederseniz yaklaşık 1-2 dakika içinde “meşhur” çocuk heykeli ‘Manneken Pis’e ulaşacaksınız. Bilinen isimlerinden biri Juilanske olan çocuğun oldukça uzun bir geçmişi var. Hikayeler 12. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar uzanıyor. En kabul göreni 1600’lü yıllarda yaşanmış. Hikayelerden bazısı patlamak üzere olan bir bombayı söndürerek şehri kurtardığı yönünde, bir diğeri de soylu bir ailenin kaybolan çocuğu olduğuna dair. Heykelin Avrupa’nın “en abartılmış” turistik öğelerinden biri olarak kabul edildiğini hatırlatalım. Bana kalırsa hepsinin ötesinde korkmuş bir çocuk var hikayesinde, hangisine inanacağınız sizlere kalmış.

IMG_7178

Brüksel’in sevdiğim bir yanı da etkin bir ulaşım ağı olmasına rağmen yürüyerek tüm şehri gezebilmeniz. Eğer yürümeyi seviyorsanız herhangi bir ulaşım aracına gerek duymaksızın şehrin büyük bölümünü gezebilirsiniz. Hazır Manneken Pis’e gelmişken bir de şehre yukarıdan bakmak için tarih kokulu sokaklardan Adalet Sarayı’na doğru çıkabilirsiniz.

Adalet Sarayı açık ara Brüksel’in en görkemli binaları arasında yer alıyor. Ne yazık ki uzun süredir (10 yıl oeeh) tadilatta olduğu için bu büyülü yapıyı doyasıya seyredemiyorsunuz ancak ilk gördüğünüz anda ihtişamı içinizi ürpertiyor. Hemen önündeki kayıp asker anıtı da görmeye değer. Adalet Sarayı önünden Brüksel manzarasını seyre daldığınızda gördüğünüz birkaç modern bina dışında şehir merkezinin tamamen tarihi yapısını koruduğunu göreceksiniz.

IMG_6579      IMG_6595

Brüksel’de görülmesi gereken yapılardan birisi de şüphesiz ki Kraliyet Sarayı. Adalet Sarayı’ndan başlayan bulvardan yürüyerek kraliyet meydanına çıkabilirsiniz. Ancak bu sırada bir mola vermek isterseniz çok güzel bir tavsiyem var. Bulvar üzerindeki Sablon Meydanı’nda onbeşinci yüzyılda barok mimari tarzda inşa edilen “The Church of our Lady”i görecekseniz. Hemen karşısında bulunan Sablon Bahçesi kısa bir mola vermek için oldukça ideal bir yer. Şehrin tam içinde yer alan bu minik parka girdiğinizde tuhaf bir şehirde şehir gürültüsü yerini kuşların cıvıltısına bırakıyor.

IMG_7220

Parkın ortasında göreceğiniz çeşme 16. yüzyıldaki İspanya işgali sırasında omuz omuza savaşan ve yakalandıktan sonra beraber Büyük Pazar’da idam edilen Kont Edgmont ve Kont Horne’un anısına yapılmış. Omuz omuza heykelleştirilen ikili sebebiyle zamanla “Edgmont ve Horne gibi beraber” olma deyimi dile girmiş. Parkta ayrıca onlarca siyasi/askeri kişiyle beraber dönemin mesleklerini yansıtan heykeller de bulunuyor. Parkta kendinizi bir açık hava müzesinde hissedeceksiniz. Yaşayacağınız görsel şölen de cabası.

Belçika 1900’lü yıllara kadar Avrupa savaşlarla çalkalanırken tarafsız kalmayı başarmış bir ülke. Kimi zaman işgale uğramış olsa bile, bağımsızlık mücadelesi hariç taraf olduğu savaş sayısı oldukça az. Bunu hukukun üstünlüğüne bağlıyorum. Bu durum mimari yapılara bile yansımış durumda. Adalet Sarayı şehrin en hakim tepesine inşa edilip tüm şehrin üzerinde bir etkiye sahip durumdayken Kraliyet Sarayı, Adalet Sarayı yanında oldukça sade kalıyor. Bulvarın sonundan bile Adalet Sarayının gölgesi Kraliyet Sarayı’na düşüyor gibi. Kral bile olsa hukuka saygı duyması gerektiğini göstermesi açısından güzel bir anekdot olarak not düşmek gerekir.

IMG_7256     IMG_7231

 

Kraliyet Sarayı’nın hemen önünden başlayan Brüksel Parkı şehrin en büyük yeşil alanlarının başında geliyor. Park tatilde bile yeşilden kopmak istemeyen ve sabah yürüyüşlerini sevenler için oldukça keyifli parkurlar sunuyor. Ayrıca şehrin merkez garının yakınındaki kraliyet kilisesi de görülmesi gereken yapılar arasında yer alıyor. Brüksel’de daha gezip görecek çok yer var; Atomium bunlardan birisi. 1958 EXPO Fuarı için yapılan anıt bugün turistik bir çekim noktası haline gelmiş. Bilime ilgi duyanlar özellikle görmek isteyebilir.

Brüksel’de hangi mevsim olursa olsun yağmur eksik olmaz ve özellikle kışları havalar o kadar soğuk olurmuş. Hikayeye göre  Belçika çikolatasının bu kadar güzel olmasının sebebi yıl boyu kötü olan havalarmış, mutsuzluk yayan havalara çare olarak çikolata üretimine ağırlık verilmiş! İnsanlık için ne kadar da güzel! Brüksel’de dolaşırken hemen her yerde çikolata satan dükkanlarla karşılaşacaksınız. Genelde çoklu paketler halinde hediyelik satılan çikolatalar daha ekonomik gözükse de lezzet açısından beklenileni veremeyebilir. Gerçek Belçika çikolatasını tatmak için şehrin hemen her yerinde bulunan butik çikolata dükkanlarını tercih etmenizi öneririm. Fiyat olarak diğerlerinden pahalı olsa da çikolatanın lezzetine paha biçileceğini düşünmüyorum. Bu arada unutmadan, Büyük Pazar’da, belediye binasının sağındaki sokakta bir çikolata müzesinin yer aldığını söylemiş miydim?

IMG_6648   IMG_6513

Bir başka Belçika mucizesi de kesinlikle Waffle! Burada onlarca çeşit waffle yiyebilirsiniz. Farklı şehirlerin wafflelarını deneyerek en iyisini bulabilirsiniz. Brüksel’in kendi waffleı dikdörtgen şeklinde, Liege ise standart her yerde göreceğiniz gibi. Tarifleri küçük farklılıklar içermekle beraber asıl farklılığı dünyanın geri kalanında waffle hamurları sıvıya yakın bir kıvama sahipken Brüksel’deki tarif mayalı hamurdan yapılıyor. Dolayısıyla hamurun kendi tadı tatlıdan ziyade nötr, böylelikle çikolatayla olduğu kadar aynı karışımı peynir ile de tüketebiliyorlar. Ben her zaman çikolatadan yana olsam da peynirli wafflea da bir şans verilebilir.

IMG_6652

Tatlı konusunda sadece çikolata ve waffle yok tabii ki. Büyük Pazar’ın arkasındaki meydanda yer alan “Galleries Royales St. Hubert”te birçok kafe bulacaksınız. Güzel bir kahve ve yanında harika tartlar yemek için herhangi birine oturabilirsiniz. İki yanı dükkanlarla çevrili pasajda butik çikolatacılar, sevimli kafeler, oyuncakçılar, hediyelik eşya bulacağınız şirin dükkanlar bulacaksınız.

IMG_6850

Benim ise size özel bir tavsiyem olacak, hemen girişte yer alan şirin bir dizayna sahip Arcadi Cafe’ye mutlaka uğrayın. Enfes tartların tadını asla unutmayacaksınız.

IMG_7170    IMG_7155

Brüksel’in dünyanın her yerinden göç aldığını söylemiştim. Bu durum dünyanın tüm mutfaklarının da Brüksel’e göç ettiği anlamına geliyor. Uzakdoğu mutfağından, Yunan tavernalarına, Türk lokantalarına, İtalyan pizzacılara denk gelmeniz olası. Ayrıca Belçika’da meşhur midye ve deniz ürünlerine de Büyük Pazar çevresindeki sokaklarda ulaşabilirsiniz. Deniz ürünleri ağırlıklı Belçika mutfağını denemeden dönmeyin.

Yemek için bir yere oturup zaman kaybetmek istemeyenler tabii ki kendilerini sokaklara atacaktır. Hem Brüksel’i keşfetmeye devam edeyim, hem de karnımı doyurayım diyorsanız sokak lezzetleri yardımınıza koşacak. Hemen hemen her köşede göreceğiniz dünyada nam salmış Belçika patates kızartmaları açlığınıza çare olacak. Üstüne dilerseniz “samurai” denilen bir sos döküyorlar, özellikle acıyı sevenler bu sosa bayılacak.

IMG_7205    IMG_6804

Brüksel’e turistleri çeken en önemli etkenlerin başında şüphesiz dünyaca ünlü biraları geliyor. Brüksel’de hemen her yerde yüzlerce çeşit hediyelik ya da tadımlık biralar bulabilirsiniz. Biracılık oldukça önemli bir yer tutuyor. Meyveli biradan, çikolatalı biraya birçok farklı çeşit bulabilirsiniz. Bununla beraber çoğu biranın kendine has bardağı mevcut, özellikle bira sevenler bu bardaklardan edinebilir.

IMG_6646

Bira demişken Delirium Cafe’den bahsetmemek olmaz. Büyük Pazar’dan birkaç dakika uzaklıkta olan Delirium tek başına bir bira müzesini andırıyor. Kafenin bünyesinde bulundurduğu biralarla Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiğini de hatırlatalım. Her turistin mutlaka uğrak noktası olan bu kafe bir şeyler içmek için doğru adreslerden biri.

IMG_6722 IMG_6714

IMG_6725 IMG_6731

Tatilde de alışveriş tutkusundan vazgeçemeyenler için Brüksel’de birçok alternatif alışveriş noktası bulunuyor. Lüks marka tutkunları Adalet Sarayı yakınlarındaki Louise ve Waterloo bulvarında dünyaca ünlü markaları bulabilirler. Hemen yakınlarındaki Grand Sablon meydanı ve etrafındaki sokaklar sanatseverler için bir cenneti andırıyor. Her binanın altında bir sanat galerisi ya da eskici bulabilirsiniz. Galerilerde tablolardan, antikalara kadar uzanan geniş bir portföy sunuluyor. Dükkanlarda 1950’lerden kalma bir oyuncağa da 300 yıllık yemek takımlarına da rastlayabilirisiniz. Ayrıca aynı sokakta ünlü Alman Taschen Yayınevi’nin bir şubesi de bulunuyor, meraklılara duyurulur! Unutmadan hafta sonları Grand Sablon’da antika pazarı kurulduğunu söylemiş miydim?

IMG_6640

Daha ekonomik alışveriş arayanlar Büyük Pazar etrafındaki sokakları keşfedebilir ve Borsa Binası civarındaki dükkanları gezebilir. Aynı bölge kafe ve restoranlara da ev sahipliği yapıyor ve özellikle akşamları canlı oluyor. Eğer ziyaretiniz kış ayına denk geliyorsa Ulusal Tiyatro Binası önüne kurulan buz pateni pistinde eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz!

IMG_6742

IMG_6761    IMG_6752

Tarihi dokunun korunduğu sokakları, mimari harika binaları, müzeleri, çikolatası, waffleı, birası, çizgi romanları, sevimli kafeleri, kibar insanları, eğlenceli gece hayatı, sanat galerileri, antikacıları, plakçıları ve oyuncakçılarıyla Brüksel sanılanın aksine hiç de bürokratik bir şehir görüntüsü çizmiyor. Oralarda bir yerde oyuncak tamirciliğinin hala yaşadığını hayal edin. İşte Brüksel benim için böyle bir yer. Hala oyuncakların, oyuncak tamircilerine götürüldüğü rüya gibi bir şehir.

Kısaca bir tatilden beklenilen çoğu şeyi Brüksel’de bulabilirsiniz. Yürümeyi de seviyorsanız hiçbir şey kaçırmadan saatlerce sokaklarda dolaşabilir ve bu güzel kentin keyfini çıkarabilirsiniz. Benim kapıldığım ön yargılara siz de sahipseniz onları bir kenara bırakıp en kısa zamanda Brüksel’i ziyaret etmenizi öneririm. Çünkü daha gezecek çok yer var!